Gazi Mustafa Kemal Atatürk: Umutsuzluk Yoktur, Umutsuz İnsan Vardır
107 yıl önce bugün, tarihin akışını değiştiren büyük bir adım atıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkarak başlattığı milli mücadele, Türk milletinin bağımsızlık ateşini yeniden alevlendirdi. Emperyalizme karşı duruşu ve milletin esir edilemeyeceğini tüm dünyaya ilan etmesiyle hafızalara kazınan Büyük Önder'in hayatı, adeta bir umut ve direniş öyküsüdür. Atatürk'ün 'Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır' sözü, 57 yıllık yaşamı boyunca attığı her adımda ispatlanmış, günümüze ve yarınlarımıza ışık tutmuştur.
Daha genç bir kurmay yüzbaşı iken, imparatorluğun en çalkantılı bölgelerinden Şam'da ilk görevine başlayan Gazi Mustafa Kemal, 25 yaşında teslimiyetçi zihniyete karşı direnişin tohumlarını ekmek için gizlice Vatan ve Hürriyet Cemiyeti'ni kurdu. İmparatorluğun zorlu dönemlerinde, 31 Mart Ayaklanması'nı bastırmak üzere Hareket Ordusu'nda görev alması, 30 yaşında Trablusgarp işgali karşısında "Vatan elden gidiyor" diyerek gönüllü olarak cepheye koşması, onun vatan sevgisini ve mücadele azmini gözler önüne serer. 31 yaşında Tobruk'ta yerel halkı örgütleyerek İtalyan kuşatmasına karşı başarıyla direnişi yönetmesi, imkansızlıklara karşı yılmayan bir lider portresi çizmektedir.
Balkan Savaşları sonrası Sofya askeri ataşeliği göreviyle diplomasiyi öğrenen Atatürk, 34 yaşında Çanakkale'de Arıburnu'nda gösterdiği deha ile Anafartalar Kahramanı olarak tarihe geçti. İngiliz-Anzak birliklerini bozguna uğratarak "Çanakkale geçilmez" sözünü adeta mühürledi. 35 yaşında Doğu Cephesi'nde generalliğe yükselerek Bitlis ve Muş'u Rus işgalinden kurtarması, onun askeri strateji dehasını bir kez daha kanıtladı. Mondros Mütarekesi sonrası ülkenin karanlığa gömüldüğü günlerde, Yıldırım Orduları Grubu komutanı olarak silahların teslim edilmesine karşı çıkarak direniş hazırlıklarına başlaması, onun bağımsızlık tutkusunun en önemli göstergelerindendir.
38 yaşında, "Geldikleri gibi giderler!" diyerek Samsun'a ayak bastığında, milli mücadelenin fitilini ateşliyordu. Havza ve Amasya genelgeleriyle milletin bilincini uyandırdı, askerlik mesleğinden istifa ederek sine-i millete döndü. Erzurum ve Sivas kongrelerinde manda ve himaye isteklerini reddederek başkanlık görevini üstlendi, milli iradeyi örgütleyerek Ankara'ya ulaştı. İstanbul'un işgal edilip idama mahkum edilmesi dahi onun milletine olan inancını sarsmadı. 39 yaşında Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni açarak tam bağımsızlığın merkezini kurdu. Başkomutanlık yetkisiyle donatıldığı 40 yaşında Sakarya Meydan Muharebesi'ni yöneterek büyük bir zafer kazandı, Mareşallik ve Gazi unvanına layık görüldü. 41 yaşında "Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz'dir, ileri!" emriyle Büyük Taarruz'u başlattı, Dumlupınar'da zaferle İzmir'i kurtardı, ardından saltanatı kaldırdı. 42 yaşında İzmir İktisat Kongresi ile ekonomik bağımsızlığın temellerini attı, Halk Fırkası'nı kurdu ve Cumhuriyet'i ilan ederek ilk Cumhurbaşkanı oldu. 46 yaşında Nutuk'u okuyarak cumhuriyeti gençliğe emanet etti, 47 yaşında yeni Türk harflerini kabul ettirerek cehalete savaş açtı. 49 yaşında çok partili yaşam idealinden vazgeçmeyerek Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın kurulmasını sağladı. 53 yaşında Türk'ün atası Atatürk soyadını aldı. 56 yaşında sağlığı bozulsa da Hatay davasından vazgeçmeyerek bu toprağı anavatan'a kattı. 57 yıllık yaşamına sığdırdığı bu eşsiz mücadele ve kurduğu Cumhuriyet ile ardında sönmeyen bir meşale bıraktı.