Mavi Vatan Doktrini Yasal Güvenceye Kavuşuyor: Denizlerde Bağımsızlık Mücadelesi
Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz tarafından ortaya atılan ve Türkiye'nin denizlerdeki hak ve menfaatlerini korumayı amaçlayan 'Mavi Vatan' kavramı, artık yasal bir zemine oturtulmak üzere. Gürdeniz, bu gelişmeyi 'Misak-ı Milli'nin denizlerdeki uzantısı' olarak nitelendirerek, vizyonunun cezaevi duvarları arasından doğduğunu belirtti. Balyoz davası sürecinde yaşadığı uzun süreli tutukluluğun ardından beraat eden Gürdeniz, 'Mavi Vatan, Silivri ve Hasdal Cezaevi duvarları arasından çıktı. Bu, Atatürk'ün 'Ordular ilk hedefiniz Akdeniz' emrinin günümüzdeki yansımasıdır' diyerek, bu stratejik doktrinin önemini vurguladı.
Mavi Vatan fikrinin temellerinin 2006 yılındaki karmaşık uluslararası konjonktürde atıldığını belirten Gürdeniz, 2008'den itibaren Deniz Kuvvetleri'nin önünün kumpas davalarıyla kesildiğini ifade etti. Kırk amiral ve dört yüz nitelikli deniz subayının, denizlerdeki Sevr dayatmasına karşı durdukları için hapsedildiğini hatırlatan Gürdeniz, sahte deliller ve iftiralarla tasfiye edilmeye çalışılan bu süreçte Mavi Vatan'ın cezaevi koridorlarında filizlendiğini söyledi. Annan Planı, Seville Haritası, Güney Kıbrıs'ın Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilanı ve Yunanistan'ın Ege'deki oldubittileri gibi gelişmelerin, Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon kaynakları etrafındaki deniz yetki alanları mücadelesinde Mavi Vatan doktrininin benimsenmesinde etkili olduğunu dile getirdi.
Hazırlanmakta olan yasa teklifinin, Türkiye'nin denizlerdeki stratejik konumunu güçlendirecek önemli maddeler içerdiğini vurgulayan Gürdeniz, teklifin Doğu Akdeniz'de Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan edilmesini, Ege Denizi'ndeki 153 ada ve kayalığın isimleriyle birlikte resmi olarak tanımlanmasını ve özel balıkçılık bölgeleri oluşturulmasını öngördüğünü belirtti. Deniz yetki alanlarının belirlenmesinin, sadece hukuki bir sınır çizmekle kalmayıp aynı zamanda güvenlik, egemenlik, enerji kaynakları ve jeopolitik çıkarlar açısından da büyük önem taşıdığını ifade eden Gürdeniz, bu yasal düzenlemenin Türkiye'nin bağımsızlığı, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin geleceği, Ege'deki hareket serbestisi, Doğu Akdeniz'deki hakları ve enerji egemenliği için hayati bir destek sağlayacağını sözlerine ekledi.
Gürdeniz, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sismik ve sondaj faaliyetlerine acilen başlaması gerektiğini savunarak, Güney Kıbrıs'ın kendi kıta sahanlığına tecavüz eden parsellerindeki çalışmalara karşı harekete geçilmesinin şart olduğunu belirtti. Mevcut durumda Türkiye'nin sondaj gemilerinin beşinin Karadeniz'de, birinin ise Somali açıklarında bulunduğunu ve Doğu Akdeniz'de aktif bir varlık gösterilmediğini üzülerek ifade eden Gürdeniz, 'Doğu Akdeniz'den çekildik mi? Evet, çekildik. Çünkü gidemediğin yer, senin değildir' diyerek bu stratejik hatanın altını çizdi. Türkiye'nin kıta sahanlığı ve koordinatlarını Birleşmiş Milletler'e bildirmesine rağmen, Libya'ya giden 'Rosaline-A' adlı Türk gemisinin Yunanistan tarafından Mora Yarımadası açıklarında durdurulup aranmasının, Doğu Akdeniz'deki faaliyetlerinden çekilme sürecini başlatan bir olay olduğunu hatırlattı. Bu durumun, uluslararası alanda Türkiye'ye yönelik bir 'daha ileri gitmeyin' mesajı olarak algılandığını belirtti.
Sevr Antlaşması'nın Türkleri karaya hapsetme amacı taşıyan bir harita olduğunu hatırlatan Gürdeniz, bu haritaya karşı Kurtuluş Savaşı, Lozan Barış Antlaşması, Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Hatay'ın Türkiye'ye katılması, Kıbrıs Barış Harekâtı ve Mavi Vatan doktrini gibi adımlarla gerekli cevabın verildiğini söyledi. Ancak günümüzde ABD, Avrupa Birliği ve İsrail destekli bir kukla Kürt devletinin kurulması çabaları ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Türk askeri varlığının sona erdirilmesine yönelik girişimler gibi yeni ve önemli tehditlerin varlığını sürdürdüğünü vurguladı. Gürdeniz, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye ile KKTC'nin hak ve menfaatlerini gasp etme girişimlerine karşı koymak gerektiğini belirtti. Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de büyük ticari gemilerin onarımını yapabilecek tersanelere sahip olması ve KKTC'de bir deniz üssü kurulması gerektiğini savundu. Akdeniz ve Ege'de daha güçlü bir varlık gösterilmesinin zorunlu olduğunu ifade eden Gürdeniz, Mavi Vatan'ın bir bağımsızlık manifestosu olduğunu ve denizlerden kopmanın gelecekten kopmak anlamına geldiğini sözlerine ekledi.
Yeni yasa ile birlikte Karasuları Kanunu'nda önemli değişiklikler yapılacağını belirten Gürdeniz, bu düzenlemeyle münhasır ekonomik bölgeler veya özel statülü deniz alanları ile balıkçılık ve deniz koruma alanlarının ilan edilebileceğini söyledi. İktidara deniz yetki alanlarının sınırlarının belirlenmesi konusunda yetki verileceğini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin mevcut haliyle korunacağını ifade etti. Yunanistan'ın Ege Denizi'nde 12 deniz mili karasuları taleplerine karşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 1995'te aldığı ve Latince 'savaş sebebi' anlamına gelen 'Casus Belli' kararına atıfta bulunulacağını hatırlattı. Yunanistan'ın 1936'da, Türkiye'nin ise 1964'te 3 deniz mili olan karasularını 6 deniz miline çıkardığını belirten Gürdeniz, 23 Mart 1964 tarihli ilk karasuları yasasında 'Türk karasuları Türkiye ülkesine dahildir, genişliği 6 deniz milidir. Bir deniz mili 1852 metredir. Karasularının genişliği, mütekabiliyet esasına göre belirlenir' hükmünün yer aldığını hatırlattı. 20 Mayıs 1982 tarihli 2674 sayılı kanun ile ise 'Cumhurbaşkanı, özellikleri ve durumları göz önünde bulundurarak 6 deniz milinin üstünde karasuları genişliğini tespit etmeye yetkilidir' hükmünün getirildiğini belirtti. Yeni yasada Karadeniz ve Akdeniz'de karasularının 12 mil, Ege Denizi'nde ise 6 mil olarak belirlenmesinin öngörüldüğünü sözlerine ekledi.